Warning: explode() expects parameter 2 to be string, array given in /hermes/walnaweb12a/b414/as.proclama/public_html/whydidjesusdie/wp-content/plugins/sitepress-multilingual-cms/sitepress.class.php on line 6270 Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /hermes/walnaweb12a/b414/as.proclama/public_html/whydidjesusdie/wp-content/plugins/sitepress-multilingual-cms/sitepress.class.php on line 6272

İsa Neden Ölmek Zorundaydı?

[NOT: “Giriş” bölümünü okumadıysanız, lütfen bu makaleye başlamadan önce okumak için birkaç dakika ayırın.]

Önsöz

Bu makale “İsa neden ölmek zorundaydı?” sorusuna yanıt bulmaktadır. Bu soruya doğru yanıtı vermek için bilgi edineceğimiz kaynakların güvenirliliği son derece önem taşımaktadır.

Tarihi kayıtlar ve İsa’nın yaşamı, ölümü ve ölümden dirilişinin ruhsal önemi konusundaki araştırmam için asıl kaynak Kutsal Kitap’tır. Bu makale Kutsal Kitap’ın gerçekliği ve kesinliği hakkında savunmada bulunmaz, Kutsal Kitap’ın sağlamlığı kabul edilmiştir. Kutsal Kitap vahyedilmiş, mutlak, Tanrı esinlemesi, Tanrı Sözüdür ve günümüzde bile yazıldığı zaman ki kadar güvenilirdir.

Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarakyetkin olur. (Kutsal Kitap, 2. Timoteos 3:16-17)

Bazı kişiler Kutsal Kitap’ın sağlamlığını ve kesinliğini sorgulamaktadır. Bu kişiler Kutsal Kitap’ın bozulduğunu ve bu yüzden güvenilir olmadığını ileri sürmektedir. Bu durum en iyi ihtimalle bir yanlış anlamadan ibarettir, birçok kitap ve websitesi bu konuya değinmektedir.

Kutsal Kitap’ın nasıl oluştuğu ve Tanrı’nın Kutsal Kitap’a ait metinleri nasıl koruduğu hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, aşağıdaki İnternet siteleri yararlanabileceğiniz uygun kaynaklar arasındadır:

Christian Apologetics and Research Ministry

EveryStudent.com

Ne yazık ki; bu websitelerinin çoğu bölümü İngilizce’dir. Diğer dillerde kesin kaynaklar bulmaya ve mevcut olduklarında bu sitede yayınlamaya çalışacağım.

Özet olarak, bu makalenin konusu Kutsal Kitap’ta yer alan bilgilere dayanmaktadır. Tanrı, metinleri ve metinlerin mesajını koruduğu için Kutsal Kitap kesin ve güvenilirdir. Bu durum yazarın duruşunu göstermekte ve “WhyDidJesusHavetoDie.com” sitesinde kaleme alınan temel nokta olmaktadır.

Konuya giriş yapmadan önce son bir ayrıntı: İsa’nın neden öldüğünü anlamak için Tanrı’nın ve İnsanoğlu’nun kim olduğunu ayrıca, İnsanoğlu ve Tanrı arasındaki ilişkinin ne olduğunu kavramamız gerekir. Başlayalım…

Tanrı’nın Doğası

Tanrı Kutsaldır

Kutsal Kitap Tanrı’yı diğer niteliklerinden daha çok kutsal olarak ifade etmektedir. Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: “Her Şeye Egemen RAB Kutsal, kutsal, kutsaldır. Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor.” (Yeşaya 6:3)

Saygıdeğer bir modern Kutsal Kitap yorumcusu aşağıdaki sözlerden bahsettiğinde Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın kutsallığı üzerine vurgu yapmasına dikkat çekmiştir:

Kutsal Kitap, Tanrı kutsal, kutsal, kutsaldır der. O sadece kutsal değil, hatta kutsal, kutsal da değildir. O kutsal, kutsal, kutsaldır. Kutsal Kitap kesinlikle Tanrı sevgi, sevgi, sevgidir veya merhamet, merhamet, merhamettir ya da gazap, gazap, gazaptır veyahut adalet, adalet, adalettir diye bir ifadede bulunmaz. O kutsal, kutsal, kutsaldır; yüceliği bütün dünyayı dolduruyor ifadesini kullanır.[1]

Kutsal Kitap Tanrı’nın sevgi, merhamet, gazap Tanrısı ve diğer niteliklerle birlikte adil olduğunu, fakat en önemlisi kutsal olduğunu öğretmektedir.

Kutsallık nedir? Kutsal olmak ne anlama gelir?

En basit şekliyle, kutsal olmak ayrı olmak anlamına gelir. “Ne anlamda ayrı” diye sorabilirsiniz. Bu soruyu yanıtlamak Tanrı’nın doğasını ve karakterini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır.

Çoğunlukla insanlar bir kişi yüksek ahlaklı veya etik standartlı ve özellikle dini kurallara uygun bir hayat yaşadığında o kişinin kutsal olduğunu düşünmekte ve o kimseyi kutsal olarak tanımlamaktadırlar. Bir kimse ne kadar ahlaki ya da etik olarak davranırsa, başkaları tarafından o kadar çok kutsal olarak algılanır. Bu mantık şu soruyu yanıtlamaktan kaçınır: neyin ahlaki ya da etik olduğunu nasıl biliyoruz?

Birçok insan bu mantığı Tanrı’nın kim olduğunu anlama girişimi için uygulamaktadır. Tanrı gerçek anlamda hem ahlaki hem de etik açıdan herkesten üstün iken (o kusursuzdur), Tanrı’nın kim olduğunu bilmek için öğreneceğimiz çok şey vardır.

Tanrı birçok açıdan kutsal veya ayrıdır. Kutsal Kitap Tanrı’nın niteliklerinin onu insanoğlundan ve diğer tüm yaratılanlardan ayırdığını bize açıklar. Aşağıdaki liste seçilmiş birkaç nitelikten oluşmaktadır. Bu liste ayrıntılı değildir.

Tanrı tektir. Kutsal Kitap tek bir Tanrı olduğunu ve onun Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olan Tanrı olduğunu öğretmektedir. Zaman zaman bu durum hem Hristiyanlar hem de Hristiyan olmayan kişiler için aynı şekilde kafa karıştırıcı olmaktadır. Hristiyan olmayanlar özellikle İslam dünyası, Kutsal Kitap’ın İsa’nın tanrısal olduğu öğretisini sunmasından dolayı Hristiyanların çoktanrıcı (birden fazla Tanrı’ya sahip olan bir inanç) olduklarına sıklıkla inanmaktadır. Ancak Kutsal Yazılar Tanrı’yı yansıtan üç kişiliğin; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olduğunu ve onların tek bir Tanrı’yı oluşturduğunu öğretmektedir.

İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’dir. (Markos 12:29)

Putlara sunulan kurban etinin yenmesine gelince, biliyoruz ki, “Dünyada put bir hiçtir” ve “Birden fazla Tanrı yoktur.” (1.Korintliler 8:4)

Bizim için tek bir Tanrı Baba vardır.  O her şeyin kaynağıdır, bizler O’nun için yaşıyoruz.  O her şeyin kaynağıdır, bizler O’nun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesih’tir. Her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O’nun aracılığıyla yaşıyoruz. (1.Korintliler 8:6)

Aracı tek bir tarafa ait değildir; Tanrı ise birdir. (Galatyalılar 3:20)

Her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir. (Efesliler 4:6)

Çünkü tek Tanrı ve Tanrı’yla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur. (1.Timoteos 2:5-6)

Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar! (Yakup’un Mektubu 2:19)

Tanrı ruhtur. O’nun insanlar gibi fiziksel bir bedeni yoktur.

Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar. (Yuhanna 4:24)

Rab Ruh’tur, Rab’bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır. (2. Korintliler 3:17)

Tanrı sonsuzdur. Tanrı daima vardır ve daima var olacaktır.

Sığınağın çağlar boyu var olan Tanrı’dır, Seni taşıyan O’nun yorulmaz kollarıdır. (Yasanın Tekrarı 33:27a)

Ya Rab, barınak oldun bize Kuşaklar boyunca. Dağlar var olmadan, Daha evreni ve dünyayı yaratmadan, Öncesizlikten sonsuzluğa dek Tanrı sensin. (Mezmurlar 90:1-2)

Bilmiyor musun, duymadın mı? Ebedi Tanrı, RAB, bütün dünyayı yaratan, Ne yorulur ne de zayıflar, O’nun bilgisi kavranamaz. (Yeşaya 40:28)

Tanrı yaratıcıdır. O yaratılmamıştır; O her şeyin yaratıcısıdır.

Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. (Yaratılış 1:1)

Gökleri yaratıp geren, Yeryüzünü ve ürününü seren, Dünyadaki insanlara soluk, Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki, (Yeşaya 42:5)

Çünkü o günlerde öyle bir sıkıntı olacak ki, Tanrı’nın var ettiği yaratılışın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. (Markos 13:19)

Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey –tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar–  O’nda yaratıldı. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratıldı. (Koloseliler 1:16)

Rabbimiz ve Tanrımız! Yüceliği, saygıyı, gücü almaya layıksın. Çünkü her şeyi sen yarattın; Hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu. (Vahiy 4:11)

Tanrı doğrudur. Ahlak, etik, saflık (paklık) vs. onun doğasını tanımlamaktadır.

Tanrı adil bir yargıçtır, Öyle bir Tanrı ki, her gün öfke saçar. (Mezmurlar 7:11)

Çünkü RAB doğrudur, doğruları sever; Dürüst insanlar O’nun yüzünü görecek. (Mezmurlar 11:7)

Sen adilsin, ya RAB, Hükümlerin doğrudur. (Mezmurlar 119:137)

Adaletin sonsuza dek doğrudur, Yasan gerçektir. (Mezmurlar 119:142)

RAB bütün davranışlarında adil, Yaptığı bütün işlerde sevecendir. (Mezmurlar 145:17)

Tanrı adildir. Kusursuz adalet Tanrı tarafından yönetilir. O yargıçtır.

Oysa RAB sonsuza dek egemenlik sürer, Yargı için kurmuştur tahtını; O yönetir doğrulukla dünyayı, O yargılar  adaletle halkları. (Mezmurlar 9:7-8)

RAB bütün düşkünlere Hak ve adalet sağlar. (Mezmurlar 103:6)

Yine de RAB size lütfetmeyi özlemle bekliyor, Size merhamet göstermek için harekete geçiyor. Çünkü RAB adil Tanrı’dır. Ne mutlu O’nu özlemle bekleyenlere! (Yeşaya 30:18)

Ezilmiş kamışı kırmayacak, Tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak. (Yeşaya 42:3)

Çünkü ben RAB adaleti severim, Nefret ederim soygun ve haksızlıktan. (Yeşaya 61:8a)

Tanrı Egemendir. Tanrı her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir ve yarattığı her şey onun yönetimi altındadır.

Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrı’ya şöyle seslendiler: “Ey Efendimiz! Yeri göğü, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan sensin.” (Elçilerin İşleri 4:24)

Yüksek sesle feryat ederek şöyle diyorlardı: “Kutsal ve gerçek olan Efendimiz! Yeryüzünde yaşayanları yargılayıp onlardan kanımızın öcünü almak için daha ne kadar bekleyeceksin?”  (Vahiy 6:10)

Tanrı sevgidir. Tanrı’nın sevgisi değişmezdir, ebedidir, çünkü O sonsuzdur. Tanrı’nın bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Tanrı sevgidir.

Sevgide yaşayan Tanrı’da yaşar, Tanrı da onda yaşar. (1.Yuhanna 4:16)

Sevmeyen kişi Tanrı’yı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir. (1.Yuhanna 4:8)

Şükredin Göklerin Tanrısı’na, Sevgisi sonsuzdur. (Mezmurlar 136:26)

Dünyada iyilik yapanın, Adaleti, doğruluğu sağlayanın Ben RAB olduğumu anlamakla Ve beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü ben bunlardan hoşlanırım” diyor RAB. (Yeremya 9:24)

Tanrı yaratılan her şeyden ayrıdır. O, doğasından dolayı herkesten ve her şeyden ayrıdır. Hiç kimse O’nun gibi değildir; o tek başınadır. O Tanrı’dır. O kutsaldır.

Ey Tanrı, yolun kutsaldır! Hangi ilah Tanrı kadar uludur? (Mezmurlar 77:13)

Kutsallıkta RAB’bin benzeri yok, Evet, senin gibisi yok, ya RAB! Tanrımız gibi dayanak yok. (1.Samuel 2:2)

Tanrımız RAB’bi yüceltin, Tapının O’na kutsal dağında! Çünkü Tanrımız RAB kutsaldır. (Mezmurlar 99:9)

Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ya RAB? Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer, Harikalar yaratan var mı? (Mısırdan Çıkış 15:11)

Ya Rab, senden kim korkmaz, Adını kim yüceltmez? Çünkü kutsal olan yalnız sensin. Bütün uluslar gelip sana tapınacaklar. Çünkü adil işlerin açıkça görüldü.” ( Vahiy 15:4)

Kutsal Kitap boyunca daha birçok ayet Tanrı’nın kutsallığından ve diğer sıfatlarından bahsetmektedir.

Tanrı Doğru ve Adildir

Tanrı’yı kastederek, mezmurcu şu sözleri söylemiştir: “Tahtın adalet ve doğruluk üzerine kurulu, Sevgi ve sadakat önünsıra gider.” (Mezmurlar 89:14) Bu ayete göre, Tanrı’nın tahtı adalet ve doğruluk üzerine kuruludur.

Tıpkı kutsallığın Tanrı’nın doğasında var olması gibi, adalet ve doğruluk da onun doğasında yer alır. Bu iki karakter özellikleri birbiriyle yakın ilişkilidir ve esasında yan yanadır. Doğruluk Tanrı’nın doğasının gerektirdiği bir standarttır. Adalet ise o standarda göre yargılama eylemidir.

Tanrı’nın doğası hem adaletin hem de doğruluğun asıl kaynağı olduğu için Tanrı’nın kusursuz doğasına veya niteliklerine ulaşamayan her şey kutsal, doğru ve adil olmaktan uzaktır.

Doğruluk

Temel düzeyde, kutsallık hakkındaki bir önceki tartışmamızda belirtildiği gibi insanlar doğruluğu ahlaki nitelikler veya etik özellikler olarak algılayabilirler. Örneğin; insanlar neyin doğru ve yanlış, ahlaki ve ahlaka aykırı ya da etik ve etik dışı olduğunu nasıl bilirler? Toplumun bu kararları aldığını düşünebiliriz, fakat bu doğru değildir; nihayetinde Tanrı’nın doğası ve karakteri bunları belirlemektedir ve onun doğası kusursuz doğruluktur!

Son derece önemli olmasından dolayı bu konu hakkında birkaç dakika durup düşünün. Tanrı’nın doğası neyin doğru, kusursuz, kutsal ve adil olduğunu tanımlar. Bunun tersi mümkün değildir. Tanrı birtakım kurallara göre yaşamaz ve bu kuralları yerine getirerek kutsal olmaz. O her şeyden önce kutsaldır ve onu tanıyarak kutsallık hakkında anlayış kazanmamız mümkündür. Bu nitelikler onun kim olduğunun belirleyicisidir ve onlar değişmezdir.

Toplumlar sıklıkla Tanrı’nın kusursuz kutsallık standardıyla aynı fikirde değildirler ve kabul görülen bir norm oluncaya kadar kutsal olmayan davranışa genellikle tolerans gösterirler. Böyle olsa bile, bu durum kabul görülen normu doğru kılmaz. İnsanlar Tanrı’nın doğruluğunun gerektirdiğinin tersi yönünde hareket ettiklerinde, Tanrı’ya karşı günah işlemiş olurlar.

Her kötülük günahtır. (1. Yuhanna 5:17a)

Adalet

Tanrı’nın adaleti adaletsizlik veya günaha karşılık hangi eylemin gerekli olduğunu belirler. Örneğin; Tanrı’nın doğruluğu bir kimsenin başka bir insanı öldürmemesini gerektirir. Ancak bir kimse cinayet işlerse, Tanrı’nın adaleti suçlunun ceza almasını gerektirir. Tanrı adalet dağıttığında, orada hata yoktur, yanlış hüküm yoktur, adaletsizlik yoktur. Her şey kusursuzdur, çünkü O kusursuz olandır ve bu yüzden doğruluğuna uygun olarak yargılayacaktır.

Tanrı’nın kutsallığı onun doğruluğunu ve adaletini gördüğünde insanoğluna açıklanır. Ama Her Şeye Egemen RAB adaletinden ötürü yüceltilecek. Kutsal Tanrı doğruluğuyla kutsal olduğunu gösterecek. (Yeşaya 5:16)

Doğruluğu, adaleti sever, RAB’bin sevgisi yeryüzünü doldurur. (Mezmurlar 33:5)

Üstelik, Kutsal Kitap Tanrı’nın kendi doğasını ihlal etmediğini ve ona aykırı bir şey yapmadığını bildirir. Tanrı kesinlikle kötülük etmez, Her Şeye Gücü Yeten adaleti saptırmaz. (Eyüp 34:12)

Her Şeye Gücü Yeten’e biz ulaşamayız. Gücü yücedir, Adaleti ve eşsiz doğruluğuyla kimseyi ezmez. (Eyüp 37:23)

Özet

Tanrı kutsaldır. O doğası ve yapısı nedeniyle insanoğlundan ayrıdır. Hiç kimse ona benzemez.

Tanrı doğrudur. İnsanlar Tanrı’nın doğasına bakarak doğruluğu anlarlar. Doğruluk onun doğasından akıp gelir.

Tanrı adildir. Tanrı’nın doğruluğu, adaletsizlik yapıldığında adaleti gerektirir. Tanrı kendi doğası gereği adalet dağıtan kusursuz yargıçtır. Onun adaleti diğer nitelikleriyle birlikte değişmeyen sevgisi ve güvenirliliği ile yönetilir.

İnsanoğlunun Doğası

Yaratıldı ve Onaylandı

Kutsal Kitap’ın ilk kitabı olan Yaratılış, altı günlük yaratılış sürecini bize açıklamaktadır, Tanrı ilk insanı (Adem) ve ilk kadını (Havva) yarattı, ardından yarattıklarının “çok iyi” olduğunu söyledi.

Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”

Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı.

Onları erkek ve dişi olarak yarattı.

Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.

İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak.

Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara–yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu.

Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu. (Yaratılış 1:26-31)

İlk kadın ve erkek kusursuz bir ortamda yaşıyordu, Tanrı’yla yürüyüp O’nunla konuşuyorlardı. Onlar kesinlikle günahı, ölümü, bozulmayı veya diğer herhangi bir kötülüğü tecrübe etmemişlerdi. Kutsal Yazılara göre, onlar Tanrı’nın “suretinde”, “kendisine benzer” yaratılmıştı. Onlar kusursuzdu.

Tanrı’nın suretinde ve kendisine benzer yaratılmış olmaları, özlerinde veya doğalarında Tanrı’yla aynı oldukları anlamına gelmez. Onlar Tanrı gibi sonsuz değillerdi, fakat Tanrı’nın birçok kişisel niteliklerini yansıtan varlıklardı. Diğer hiçbir varlık bu şekilde yaratılmamıştı. İnsanoğlu yaratılışın özel bir kategorisidir, tüm diğer yaratılanlardan farklıdır.

Bazı teologlar Tanrı’nın sureti ve benzerliğini Tanrı’ya ve insanlara özel kişisel nitelikleri listeleyerek açıklama girişiminde bulunurlar. Üstün zeka (mantık), dil, yaratıcılık, ahlak, ruhsallık ve hakimiyet genellikle envanterde öne çıkmaktadır.

Kutsal Yazılar bize böyle bir liste sunmamakla birlikte Tanrı’nın ve insanoğlunun kim olduğu, insanoğlunun insan formunda Tanrı’nın suretini ve benzerliğini nasıl yansıttığı konularına birçok açıdan ışık tutmaktadır.

Kutsal Kitap Adem ve Havva’nın kusursuz bir doğaya sahip olduğunu ve herhangi bir adaletsizlik formuyla lekelenmediğini bize açıklar. Onlar kusursuz bir ortamda yaşıyorlardı ve diğer yaratılmış hiçbir varlığın zevk almadığı bir ilişkiye olanak sağlayacak şekilde Tanrı’ya eşsiz ve kişisel erişimleri bulunmaktaydı.

Kutsal Kitap’ı öylesine okuyan bir okuyucu için dahi ilk erkek ve kadının tüm diğer yaratılmış varlıkların üzerinde Tanrı’yla özel bir ilişkilerinin olduğu gayet açık olmalıdır.

Peki, bu durum ne zamana kadar sürdü…

Mahkum edilip cezaya çarptırılma

Tanrı Adem ve Havva’nın Aden adındaki bir bahçede yaşamaları için kusursuz bir ortam yarattı. Bu bahçede yaşadılar, çalıştılar ve Tanrı’yla tanışıp onunla konuştular.

Tanrı, Aden bahçesinin bu iki sakininin hayatlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şeyi sağladı. Bu çift biri hariç bahçedeki her ağacın meyvesinden yiyebilecekti; iyiyle kötüyü bilme ağacından yemeleri ise yasaklanmıştı. Tanrı Adem’e bu ağaçtan yememelerini buyurdu.

Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu, “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:16-17)

Bu aşamada, Tanrı’nın onlardan yapmamalarını istediği tek bir şey vardı, iyiyle kötüyü bilme ağacından yememeleri gerekiyordu. Tanrı bu tek emre uymamanın ölümle sonuçlanacağını açıkça belirtti. O basit bir kuraldı fakat Tanrı’ya itaat etmeleri çok önemliydi.

Yaratılış kayıtları, iyiyle kötüyü bilme ağacından yemesi için Havva’nın aklını çelen “yılanın” ona yaklaştığını bize açıklar. Yılan, Tanrı’nın söylediği gibi ölmeyeceği, fakat o ağaçtan yerse Tanrı gibi olacağı konusunda ısrar etti. Havva ona inandı ve Tanrı’nın emrine itaatsizlik ederek, ağacın meyvesinden yedi ve yanında bulunan Adem’le meyveyi paylaştı, o da meyveden yedi.

[NOT: Şeytan, kötülüğü Tanrı’ya hizmet etmeye yeğlemiş olan düşmüş bir melektir. Kötülüğü seçmesinden önce, Şeytan Tanrı’nın güçlü bir hizmetkarıydı. Açıkça Tanrı gibi olmak istediği için başkaldırmış ve bunun sonucunda kendisiyle birlikte üç düşmüş melekle cennetten atılmıştır. Şeytan amacına ulaşmak için yılanı kullandı. (Yeşaya 14:12-17; Luka 10:18; Vahiy 12:9; Vahiy 20)]

RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.

Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı,  “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”

Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,  “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”

Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.

İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. (Yaratılış 3:1-7)

Kısacık yaşamlarında Adem ve Havva ilk defa kötülüğü tecrübe etti. Gözleri açıldı, artık çıplak olduklarını anladılar ve yeni keşfettikleri utanç duygusuyla, incir yapraklarını dikip kendilerine önlük yaptılar. Kısa bir süre sonra Tanrı’dan gizlendiklerini okumaktayız. İtaatsizlik günahının hemen ardından, Tanrı vaadinin olumsuz etkileri etkili olmaya başladı.

Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. (Yaratılış 3:8)

Yasak ağaçtan yemeden önce, Adem ve Havva masum ve doğruydular, utanç duymuyorlardı ayrıca Tanrı’nın huzurunda olmaya istekliydiler. Çift birbiriyle huzurluydu ve mükemmel bir uyum içindeydi. Artık kötülüğü tecrübe ettiler, kendilerinden utandılar, aralarındaki uyum bozuldu ve Tanrı’dan saklandılar.

Tanrı bahçede onları ziyaret etmek için bir kere daha geldi. Tanrı yaptıkları konusunda onları yüzleştirdiğinde, Adem ağacın meyvesinden yemesi için kendisini ayartanın Havva olduğunu söylerek ve “yanıma koyduğun kadın” diyerek dolaylı olarak Tanrı’yı suçladı. Havva ise bu olaydan yılanın sorumlu olduğu konusunda ısrarlıydı.

Tanrı birbirlerini suçlayarak sorumluluktan kaçma girişimlerinden hoşnut olmadı. O gerçeği biliyordu ve ilk önce yılanı, daha sonra kadın ve erkeği lanetleyerek derhal adalet dağıtmaya başladı. Tanrı Adem ve Havva’nın günahları yüzünden nihayetinde tüm yaratılışı lanetledi.

Tanrı, Adem ve Havva’nın üzerlerini örtmek için koydukları incir yapraklarını hayvan derisiyle değiştirdi. Tanrı İsa’nın kurbanlık kuzu olarak canını feda etmesinin ön belirtisi olarak ilk defa hayvan kanı akıttı. Son olarak, Tanrı onları bahçeden attı ve düşmüş dünyaya gönderdi.

Ancak görünüşe göre Tanrı’nın vaat ettiği gibi ölmemişlerdi. Dirilerdi, çok yakında çocukları olacaktı ve yaşlanıp “ölmeden” önce uzun yıllar yaşayacaklardı. Bu durumda Tanrı yalan mı söyledi? Hata mı yaptı? Fikrini mi değiştirdi? Kesinlikle hayır!

Fiziksel Ölüm

Adem ve Havva Aden bahçesinde günah işleyinceye kadar hiçbir şey ölmemişti. Tarihi kayıtların gösterdiği kadarıyla, Adem ve Havva’nın üzerini örtmek için Tanrı tarafından alınan hayvan fiziksel olarak ilk ölen varlıktı.

İlk çiftin itaatsizliği dünyaya fiziksel ölüm getirdi. Hemen olmamakla birlikte, Havva’nın meyveden yemesi ona ölüm getirmişti ve Adem’in meyveden yemesi sadece ona değil, ondan sonra yaşayan herkese de ölüm getirdi.

Günah bir insan [Adem] aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi. (Romalılar 5:12)

Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa… (1.Korintliler 15:22a)

[NOT: Bu son derece önemli bir olaydır. Adem ve Havva’nın yaşamasına izin vererek, Tanrı onlara merhamet ve lütuf gösterdi. Tanrı, daha önce yasak ağacın meyvesi hakkında Adem’e “…ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün” demişti. Adem ve Havva er ya da geç fiziksel olarak öleceklerdi, fakat Tanrı fiziksel ölümlerini geciktirerek ve geçici bir bedel olarak bir hayvanın yaşamını/kanını akıtarak onlara merhamet gösterdi.

Uzun yıllar sonra Tanrı günahın ciddi bir şey olduğunu ve kan akıtmadan günah bağışlanması olmadığını bize hatırlatan bir kurban sistemi uygulamıştır. “Nitekim Kutsal Yasa uyarınca hemen her şey kanla temiz kılınır, kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22). Ancak hayvan kanı akıtmak günahları örtmek için geçici bir görev olarak hizmet etmiştir, kalıcı bağışlanma veya arınma sağlamamıştır. Kalıcı bağışlanma veya arınma yalnızca İsa’nın insanoğlunun günahları yüzünden kendisini Tanrı’nın kusursuz kurban Kuzusu olarak feda etmesinden sonra gerçekleşti.]

Fiziksel ölüm bir gerçekliktir ve olağanüstü bir durum gerçekleşmediği sürece, herkes fiziksel ölümü tadacaktır. Çoğu insan ölümü sadece fiziksel bir olay olarak düşünmektedir. Fakat, Tanrı Adem’e “çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün” demişti. Fiziksel ölüm Tanrı’nın lütfuyla ve hayvanın akıtılan kanıyla ertelendi. Bu durumda, Adem ve Havva o gün başka şekilde ölmüş olabilir miydi?

Ruhsal Ölüm

Adem ve Havva’nın itaatsizliği yaşamlarına kötülüğün deneyimsel bilgisini getirdi. Daha önce zihinlerinde sadece bir düşünce olan şey artık gerçeğe dönüşmüştü.

Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı, “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.” (Yaratılış 3:2-3)

Havva’nın sadece ağacın meyvesinden yemenin yanlış olduğunu bilmekle kalmayıp aynı zamanda bunun cezasının ölüm olduğunu doğru bir şekilde belirttiğine dikkat edin. Ancak, hatalı bir şekilde ağacın meyvesine dokunmamaları gerektiğini de söyledi.

[NOT: Yalan söylemek günah olduğu için ve ilk günahın yasak meyveden yenmesinden kaynaklanması yüzünden Havva’nın meyveye dokunmanın da yasak olduğuna inandığı sonunca varabiliriz. Muhtemelen Adem önlem almak için ağacın meyvesine dokunmamasını söylemişti ve bu yüzden o da Tanrı’nın Adem’e ağaca dokunmamasını söylediğini varsaymış olmalıydı. Kutsal Yazılar bu konuda bir açıklama yapmadığı için neler olduğunu bilmiyoruz.]

Adem ve Havva Tanrı’ya itaatsizlik etmelerinin hemen ardından, ruhsal olarak öldüler. Fiziksel bedenleri diri kalırken (en azından bir süre için), ruhları ölüydü. Doğaları bozulmuştu ve artık Tanrı’yla yürüyüp konuşma istekleri yoktu. Aslına bakılırsa, artık Tanrı’dan korktukları için saklanmışlardı!

Artık ne doğru şekilde hayatlarını sürdürme ne de Rab’bi hoşnut etme isteğine ya da yeteneğine sahiptiler. Onlar dönüştükleri suçlu, haksız, günahkar, ruhsal olarak ölü kişiler gibi davranmaya başladılar. Onlar yaşamlarında kötü olana izin verdiler ve ardından ölüm geldi!

Tanrı’nın lanetinin bir parçası olarak, tüm çocuklarının doğası da bozulacaktı; buna siz ve ben de dahiliz. Adem ve Havva’nın soyundan gelen herkes günahlı olarak doğar. Elçi Pavlus Romalılar (bölüm 5) mektubunda Adem’in günahının nasıl tüm insanoğlunu etkilediğini açıklamaktadır:

Günah bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. (ayet 12)

Birinin suçuyla birçokları öldü. (ayet 15)

Birinin tek bir suçu bütün insanların mahkûmiyetine yol açtı. (ayet 18)

Bir adamın söz dinlemezliği yüzünden birçoğu günahkâr kılındı. (ayet 19)

Kutsal Kitap boyunca birçok yerde, insanoğlunun ruhsal olarak ölü olduğuna dair bir vurgu bulunmaktadır. İsa’nın orijinal on iki öğrencilerinden biri olan Matta, İsa ve genç bir öğrenci arasında geçen bir konuşmayı; bir kimsenin her şeyi bırakıp İsa’yı takip etmesi gerektiği konusunu ayrıntılandırmaktadır. Bu anlatımda İsa insanoğlunun ruhsal olarak ölü olduğunu bildirmektedir.

Başka bir öğrencisi İsa’ya, “Ya Rab, izin ver, önce gidip babamı gömeyim” dedi. İsa ona, “Ardımdan gel” dedi. “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün.” (Matta 8:21-22)

İlk bakışta, İsa’nın bildirisi kulağa biraz sert, duyarsız ve hatta kafa karıştırıcı gelebilir. Ancak İsa aslında babası ölen kişiyle konuşmuyordu. O zamanlar, bir kimsenin babası öldüğünde, miras edininceye kadar hayatı değiştiren herhangi bir kararı geri plana atmak yaygındı. Bu genç öğrencinin talebi sadece bir geciktirme taktiğiydi.

Bu yüzden İsa “Ardımdan gel. Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün” dediğinde ne demek istedi? Bu açıklamada iki anlam yatmaktadır. İlki, İsa ardından gelecek kişiler aradığında, hemen eyleme geçilmesini istemektedir. Bir kimse İsa’nın sunduğu yeni yaşamdan kendisini alıkoyacak hiçbir şeye izin vermemelidir.

İkincisi ise İsa’nın açıklaması insanoğlunun ruhsal olarak ölü olduğunu doğrulamaktadır. Fiziksel olarak ölü bir kişinin cenaze törenini planlamak ve yerine getirmek dahil olmak üzere hiçbir şeyi gerçekleştiremeyeceği açıktır. Bu nedenle İsa bu ayette fiziksel olarak ölü bir kimseden bahsetmiyordu. O ruhsal olarak ölü bir kişiden bahsediyordu.

Aşağıdaki ayetlerde, Pavlus bu ruhsal ölüm durumundan kurtulan bir gruba işaret etmektedir. Pavlus’un burada geçmiş zaman kullandığına dikkat edin. Onun dikkati çektiği konu o kişilerin (ve kendisinin) önceki durumlarını onlara hatırlatmaktı.

Sizler bir zamanlar içinde yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü ölüydünüz…Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık… suçlarımızdan ötürü ölüydük“…. (Efesliler 2:1, 3, 5)

(Kalın harf vurgusu eklenmiştir)

Neyi kastettiğini daha yakından görmek için bu ayetlere birlikte göz atalım. Elçi Pavlus, “…..yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü ölüydünüz” dedi. Onların fiziksel olarak öldüğünü kastetmedi. Günahlarından ötürü, ruhsal olarak öldüklerinden bahsediyordu. Adem’le olan bağımızdan dolayı her birimiz bu günahlı durumla dünyaya geliriz.

Nitekim suç içinde doğdum ben, Günah içinde annem bana hamile kaldı. (Mezmurlar 51:5)

“Doğru kimse yok, tek kişi bile yok. Anlayan kimse yok, Tanrı’yı arayan yok. Hepsi saptı, Tümü yararsız oldu. İyilik eden yok, tek kişi bile!” (Romalılar 3:10-12)

Ruhsal olarak ölü olan bir kimse Tanrı’nın doğruluk standartlarına göre iyi herhangi bir şey yapamaz. Bu durum yukarıdaki ayetlerde açıkça belirtilmiştir. Pavlus, daha önceleri “doğal olarak ötekiler gibi” kendilerinin de “gazap çocukları” olduğunu Efeslilere anlatmaya önem vermektedir. Siz de benim gibi düşünüyorsanız, tüm diğer insanlar için geçerli olması bakımından “doğal olarak….. gazap çocukları” olmanın ne anlama geldiğini bilmek istersiniz.

Adem’in soyundan gelenler yani bizler, her birimiz bozulmuş, günahlı bir doğayla dünyaya geliriz. Bizler bir çocuğun saç veya göz rengini anne babasından aldığı gibi Adem’in bozulmuş doğasını miras almaktayız. Kutsal Kitap’a göre, bu durumda kalan herkes (ruhsal ölüm) fiziksel ölümleri gerçekleştiğinde, yaşamları boyunca işledikleri günahtan ötürü Tanrı tarafından yargılanıp Tanrı’nın adil cezasını veya gazabını alacaklardır. Bu sebepten dolayı, Pavlus insanoğlunu “gazap çocukları” olarak tanımlamaktadır.

Biz aslında vahim bir durumdayız. Bu durumun haksızlık olduğunu düşünebilirsiniz. Peki, gerçekten haksızlık mı?

Siz ve Ben

Adem günah işledi, öyleyse ben ve siz neden onun işlediği günahtan dolayı mahkum olalım?

Adem, kendisi ilk günah işleyen olmadığı halde (ilk günah işleyen Havva’ydı) günahın dünyaya girmesinden sorumluydu. Tanrı Adem’i tüm insanoğlunu temsil eden bir “yüksek mertebeli lider” konumuna getirmişti ve o bu görevde başarısız oldu. Size bu şans verilseydi, daha iyisini yapabileceğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Ancak şimdiki yaşamınızda yer edinen günahtan ispat edildiği gibi siz de bu görevde başarısız olurdunuz.

Uzun lafın kısası: günah işlersiniz ve bunun sonucunda Adem’in ya da bir başkasının günahına göre değil, kendi günahınıza göre yargılanırsınız. Siz ve ben günah işlediğimiz için ve günahın cezasının ölüm ve sonsuz acı olmasından dolayı mahkum edildik.

Bu dünya Tanrı’nın dünyasıdır. Bu dünyayı ve içindekileri Tanrı yarattı. O her şeye egemendir, O yasa koymak ve bu yasaları ihlal edenleri cezalandırmak için yetkilidir. Tanrı iyi, kusursuz, doğru, adil, sevgi dolu, sabırlı, naziktir ve tüm diğer kişisel niteliklerin tam sahibidir.

Tanrı aynı zamanda yargıçtır. Daha önce de belirttiğim gibi, Tanrı adalet dağıttığında, orada ne hata, ne yanlış anlaşılma ne de adaletsizlik vardır. Her şey kusursuzdur, çünkü Tanrı kusursuz olandır.

Artık Tanrı’nın insanoğlunu kendisinin kusursuz doğasından dolayı yargılayacak olduğunu biliyoruz, peki o kusursuz doğanın bizden ne talep ettiğini nasıl bileceğiz? Diğer bir ifadeyle, yanlış bir şey yaptığımızı nasıl biliriz? Ne kadar kötü olduğumuzu gerçekten nasıl biliyoruz?

Tanrı bizi tahmin yürütmeye terk etmedi, Kutsal Kitap’ın ilk beş kitabında yer alan yasasını bizim için ayrıntılarıyla açıkladı. Bu açıdan Tanrı’nın yasası hakkında bazı bilgiler keşfetmemiz mantıklıdır. Lütfen okumaya devam edin.

Herkesin yargıcı olan Tanrı’ya… (İbraniler 12:23)

Bundan ötürü varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, beslediğiniz kin yüzünden halkıma nasıl öfkeyle, kıskançlıkla davrandıysanız, ben de size öyle davranacağım. Sizi yargıladığım zaman onlara kendimi tanıtacağım. (Hezekiel 35:11)

Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı. (Yaratılış 18:25)

Yasa ve Tanrı’nın Standardı

Çoğu insan nispeten iyi olduğunu düşünür. Kendilerine sunulan hayat şartlarına göre ellerinden geldiğince hayatlarını en iyi şekilde yaşamaya çalışırlar. Bu düşünce ile ilgili sorun ise nispeten sözcüğünden kaynaklanmaktadır. İnsanlar kendilerini diğer insanlarla kıyaslamakta ve diğer insanlara kıyasla veya nispeten daha iyi oldukları konusunda sıklıkla kendilerini ikna etmektedirler.

Örneğin; siz kimseyi öldürmediniz bu yüzden kesinlikle bir katilden daha iyi bir kişisiniz. Siz hiç banka soymadınız bu yüzden bir banka soyguncusundan daha iyi biri olmalısınız. Elbette günah işlediniz, fakat çok kötü olan bir şey değil! Katiller ve banka soyguncularının kesinlikle cezalandırılması gerekir. Fakat siz o kadar kötü değilsiniz.

Bu örnekte kendinizi görüyor musunuz? Birçok kişi günah işlediğini kabul eder. Çocukken kim yalan söylemedi ya da şeker çalmadı veya başkasına zarar verecek bencil bir şey yapmadı? “Fakat onlar küçük günahlar. Şüphesiz Tanrı bu kadar önemsiz bir şey için beni sonsuza kadar cezalandırmayacak?” dersiniz. Üstelik “Tanrı’nın cezasından kaçınmak için ne kadar iyi olmam gerektiğini nasıl bileceğim? Tanrı nerede çizgiyi çizer?” diye düşünürsünüz.

Tanrı’nın standardı kusursuzluktur ve günahın cezasından kaçınmak için kusursuz bir şekilde yaşamamız gerekir. Ancak kusursuz bir şekilde yaşamıyoruz, öyle değil mi? Aslına bakılırsa, kusursuz bir şekilde yaşayamayız. Tanrı ne kadar kusurlu olduğumuzu görebilmemiz için bize yasasını verdi. Bu konu üzerinde düşünün. Bu özellikle önemlidir:

Yasanın amacı ne kadar günahkar olduğumuzu bize göstermektir.

Başka bir deyişle, Tanrı günahtan kurtulmamız amacıyla bize bir yol sağlamak için yasayı sunmamıştır. Hayır, gerçekten ne kadar günahkar olduğumuzu göstermek için bize yasayı vermiştir! Bizler asla Tanrı’nın yasasına uygun olarak yaşayamayız. Adem’in günahından ve Tanrı’nın lanetinden dolayı, doğalarımız bozulmuştur ve yasaya uyma kapasitesine sahip değiliz.

Kutsal Yasa’da söylenenlerin her ağız kapansın, bütün dünya Tanrı’ya hesap versin diye Yasa’nın yönetimi altındakilere söylendiğini biliyoruz. Bu nedenle Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır. (Romalılar 3:19-20)

Yasa’nın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Yasa Kitabı’nda yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir.” Tanrı katında hiç kimsenin Yasa’yla aklanmadığı açıktır. Çünkü “İmanla aklanan yaşayacaktır. (Galatyalılar 3:10-11)

Tanrı’nın lütfunu geçersiz saymış değilim. Çünkü aklanma Yasa aracılığıyla sağlanabilseydi, o zaman Mesih boş  yere ölmüş olurdu. (Galatyalılar 2:21)

Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrı’ya düşmandır; Tanrı’nın Yasası’na boyun eğmez, eğemez de…(Romalılar 8:7)

Tanrı’nın mahkemesinde suçlu olmak için yasanın ne kadarını ihlal etmeniz gerekir? Sadece birini. Adem ve Havva yasak meyveden yiyerek Tanrı’nın emrine karşı geldi ve mahkum edildi. Bu tek itaatsizlik eylemi onlara yargı, tüm yeryüzüne ve içinde yaşayanlara ise lanet getirdi. Tanrı kutsallık, doğruluk ve adalet konusunda ciddidir!

Üstelik günah sadece dıştan görünen bir davranış değildir. İsa, “…bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur.” sözleriyle yasaya uymanın imkansızlığını açık bir şekilde anlattı. (Matta 5:28)

Günah herhangi bir eylem gerçekleşmeden önce yüreklerimizde gerçekleşmektedir, bu da doğru yargıcın önünde bizi suçlu kılmaktadır. Bu prensip sadece şehvet ve zina için değil, Tanrı’nın bize verdiği tüm yasa için geçerlidir. Tanrı’nın standardı yüksektir. Aslına bakılırsa, o kusursuzluğun ta kendisidir ve bu kusursuzluk kendi kutsal doğasına dayanmaktadır. Kim bu standarda uygun yaşayabilir?

Durum daha da kötüye gitmektedir; Kutsal Kitap der ki: Çünkü Yasa’nın her dediğini yerine getirse de tek konuda ondan sapan kişi bütün Yasa’ya karşı suçlu olur. (Yakup’un Mektubu 2:10) Bu direkt bir yaklaşımdır fakat başka bir ifadeyle açıklamamız gerekirse, yasaya göre yaşarsam ve sadece bir noktasından dahi saparsam, bu durumda bütün yasayı çiğnemekten suçlu olarak yargılanırım.

Kutsal Kitap herkesin Tanrı’ya karşı günah işlediği için suçlu olduğunu ve yasanın ne kadar günahkâr olduğumuzu bize gösterdiğini açıklamaktadır. Tüm yasadan suçlu olan herkes hâlihazırda ruhsal olarak ölüdür ve bir gün fiziksel ölümü de tadacaktır. Peki, sonra ne olur? Öldükten sonra başınıza bir şey gelecek mi yoksa fiziksel ölüm bir son mu?

Tanrı’nın Yargısı – İkinci Ölüm

Kutsal Kitap, fiziksel ölümden sonra yasaya göre herkesin yargılanacağını ve cehennemde Tanrı’dan sonsuza kadar ayrı kalmakla cezalandırılacağını bildirmektedir. Bu yargı yasanın boyunduruğu altında olanlar için kaçınılmazdır ve Kutsal Yazılarda “ikinci ölüm” olarak geçmektedir.

İnsanoğlunun tek başına Tanrı’nın yaklaşan yargısından kaçması mümkün değildir. Diğer taraftan, Tanrı sevgi dolu, nazik ve bağışlayıcıdır, öyle değil mi? Bu durumda Tanrı günahı bağışlamıyor mu? Diğer tarafa baksa veya sadece istediği için o kişiyi bağışladığını söylese olmaz mı? Sonuçta, O Tanrı’dır. O istediği her şeyi yapabilir, öyle değil mi? Bu sizin için bir sürpriz olabilir fakat hayır, Tanrı öylesine “her şeyi” yapamaz. Tanrı günahı ve günahın sonuçlarını yok sayamaz. Bu örneğe bir göz atın.

Bir yabancının ailenizden birinin evini soyup onu öldürdüğünü düşünün. Bu cinayetin tanıkları olduğu için polis kolaylıkla şüpheliyi yakalar ve yargıcın huzuruna getirir. Duruşmada, kanıt gösterilir, adam soygunculuk ve cinayetten suçlu bulunur; hiçbir kuşkuya yer yoktur. Suçlu kişi suçunu kabul eder, sevdiğiniz kişinin evini soyup onu öldürdüğü için yargıçtan ve ailenizden af diler. Yüce gönüllü olan yargıç hükümlü katili bağışlamaya karar verir ve onu özgür bırakır. O tamamen özgürdür; hiçbir cezaya gerek yoktur. Peki, bu adalet mi? Hayır, çünkü yasa suçun cezalandırılmasını talep eder. Bu yargıcın eylemleri adaletsizliktir. İnsanlar adalet dağıtırken hata yapabilirler, fakat Tanrı daima doğru olanı yerine getirir.

Eğer Tanrı bir kimsenin günahını görmezlikten gelip onu “bağışlarsa”, kendi doğasında bulunan kutsallığı, doğruluğu ve adaleti çiğnemiş olur ki; bunu yapabilmesi söz konusu değildir. Günah cezalandırılmalıdır ve Tanrı günahı cezalandıracaktır. Bu durum, “Tanrı için sadece doğruluk ve adalet mi vardır? Onun sevgisi, merhameti, lütfu ve bağışlayıcılığı nerede?” sorusunu cevaplamaktan uzaktır.

Daha fazla ilerlemeden önce, bu makalenin kısa bir özetini sunalım. Konunun zihninizde net olması mühimdir.

Tanrı kutsaldır. Bunun anlamı O bizden ayrıdır. O kutsal, doğru, adil ve iyidir. Tanrı aynı zamanda Yaratıcıdır ve var olan her şey onun tarafından ve onun için yaratılmıştır. Tanrı her şeyin üzerinde egemendir. Tanrı iyi ve saf olan her şeyin kaynağıdır ve doğru standarttır. Tanrı kanun yapıcıdır ve bize verdiği yasaya göre bir gün herkesi yargılayacaktır.

İnsanoğlu günahsız olarak yaratıldı ve Tanrı yarattığı şeyin çok iyi olduğunu dile getirdi. Adem, Havva’yla birlikte iyiyle kötüyü bilme ağacındaki yasak meyveden yiyerek günah işledi. Bunun sonucunda, Tanrı onları ve tüm yaratılışı yargıladı. Bu olay herkese ruhsal ve fiziksel ölüm getirdi. İnsanoğlu artık lekesiz bir doğaya değil, Tanrı’nın kusursuzluk standardına ulaşamayan bozulmuş bir doğaya sahiptir. Tanrı, kötü ve ölüme mahkûm olduğumuzu görebilelim diye bize kendi yasasını vermiştir. Yaşamı boyunca işlediği günahlar

için yargılanacak herkes bir günahkardır. Yargı kaçınılmazdır, çünkü Tanrı doğru ve adil ise günahı yargılamak zorundadır.

Bu durum her şeyi özetlemektedir. İnsanoğlu günah sorununu çözmekte çaresizdir. Bu noktada, insanoğlu umutsuzdur ve hepimiz hak ettiğimiz bir azaba, sonsuz bir azaba doğru yol almaktayız. Sonuçta, hepimiz kutsal Tanrı’ya karşı günah işledik. Tanrı’nın yasasının birini dahi çiğneme cezası İblis ve düşmüş melekler için yaratılmış ateş gölüne atılmaktır. Tek umudumuz Tanrı’nın bu durum için bir çözüm sağlayacak olmasıdır.

Adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı. (Vahiy 20:15)

Fakat bir saniye. Bu ayet ateş gölüne atılmayacak insanların olacağını belirtiyor gibi görünüyor. Sonsuza kadar cezalandırılmayacak insanlar olacak mı? Onlar bir şekilde yargıdan kurtulacaklar mı? Bu yaşam kitabı nedir? Bu kitapta adları geçen kişiler kimdir? İnsanlar bu kitapta adlarının geçmesini nasıl sağlıyorlar? Her şeye rağmen umut var mı? Peki, bunların herhangi birinin İsa’yla nasıl bir ilgisi var?

Tanrısal Çözümler

Tanrı insanlar günah işlediğinde her şeyi yoluna koymak umuduyla insanoğlunu yaratmadı. O egemen bir Rab, yaratıcı ve her şeyin sağlayıcısıdır. O her şeyi bilendir ve her şeye gücü yetendir. O bu olaya plansız girişmemişti. O’nun planı zamanın başlangıcından önce oluşturulmuştu ve Tanrı onu kusursuzluğa taşımaktaydı. Kutsal Kitap o planın gelişmesinin tarihi bir kaydıdır.

Yaşam Kitabı (Kuzu’nun Yaşam Kitabı)

Son bölümün son kısmında ateş gölüne atılmayacak olan adı yaşam kitabında yazılı kişilere yer verilmektedir. Kutsal Kitap’ta zaman zaman bu kitaptan Kuzunun Yaşam Kitabı olarak da bahsedilmektedir. Yaşam kitabı ve Kuzu’nun yaşam kitabı aynı kitap için kullanılan iki isimdir. Vahiy kitabında, Yuhanna yaşam kitabından dört ayrı bölümde bahsetmiştir.

…Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri adları yaşam kitabına yazılmamış olanlar canavarı görünce şaşacaklar… (Vahiy 17:8)

Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu’nun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona [canavara] tapacak. (Vahiy 13:8)

Galip gelen böylece beyaz giysiler giyecek. Onun adını yaşam kitabından hiç silmeyeceğim. Babam’ın ve meleklerinin önünde o kişinin adını açıkça anacağım. (Vahiy 3:5)

Oraya [cennet], murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek; yalnız adları Kuzu’nun yaşam kitabında yazılı olanlar girecek. (Vahiy 21:27)

Kutsal Yazıların bu ayetlerinden yaşam kitabı hakkında birçok gerçek öğrenmekteyiz.

1.  Tanrı dünyanın kuruluşundan önce, herhangi bir şeyi yaratmadan önce bu adları yazmıştır. Kutsal Yazıların hiçbir yerinde yeni adların yaşam kitabına ekleneceği yazmamaktadır; liste tamamlanmıştır.

2.  Adları yaşam kitabında yazılı olmayan kişiler sahte bir tanrıya tapacaklardır.

3.  Tanrı asla adları yaşam kitabından silmeyecektir.

4.  Yalnızca adları yaşam kitabında yazılı olanlar cennete girecektir.

5.  İsa göklerdeki Babasının ve meleklerin huzurunda yaşam kitabındaki adları itiraf edecektir.

Yaşam kitabı, adlardan oluşan önemli bir listedir. Birkaç dakika içinde, Kutsal Kitap’ın bu kişileri Tanrı’nın kendi oğlunu, İsa’yı, Tanrı Kuzusunu günahlara karşılık fidye olarak sunarak sonsuz cezadan kurtarılan ve dünyanın kuruluşundan önce Tanrı tarafından seçilen kimseler olarak tanımladığını göreceksiniz. Bu radikal bir fikirdir, öyleyse Tanrı’yı böylesi bir şeyi uygulamaya mecbur bırakan nedir? Sonuçta, Tanrı bize yardım etmek mecburiyetinde değildir. Hepimiz günah işledik ve Tanrı’nın buyurduğu herhangi bir cezayı hak etmekteyiz.

Tanrı’nın Sevgisi Kendisini İnsanları Kurtarmaya Mecbur Bırakır

Kutsal Kitap Tanrı’nın sevgisi hakkında birçok açıklamada bulunur. Tanrı’nın sevgi olduğunu ve onun sevgisinin sonsuz olduğunu anlatır. Aşağıdaki üçüncü ayette, Yeremya peygamber Rab’bin dünyada iyilik yaptığını, adaleti, doğruluğu sağladığını çünkü onun bunlardan hoşlandığını anlatmaktadır.

Sevmeyen kişi Tanrı’yı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir. (1.Yuhanna 4:8)

RAB’be şükredin, çünkü O iyidir, Sevgisi sonsuzdur. (1.Tarihler 16:34)

Dünyada iyilik yapanın, Adaleti, doğruluğu sağlayanın Ben RAB olduğumu anlamakla Ve beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü ben bunlardan hoşlanırım” diyor RAB. (Yeremya 9:24)

Diğer nitelikleriyle birlikte, kendisi sevgi olan Tanrı, sevgiyi tanımlamaktadır. Bizler Tanrı’ya bakarak sevginin ne olduğunu biliriz.

[NOT: Sıklıkla, insanlar Tanrı’nın sevgisini yanlış anlamaktadır. Tanrı’yı sadece sevgi olarak görürler ve diğer niteliklerini görmezlikten gelirler. Onlar için Tanrı’nın olağanüstü sevgisi, onun en önemli ve ağır basan özelliğidir. Tanrı’nın hiç kimsenin cehenneme gitmesine izin vermeyeceğine inanırlar, çünkü zihinlerinde bu sevgi dolu olmayan bir davranıştır. Ancak bu kavram, Kutsal Yazılar ile ters düşmektedir. Peki neden? Çünkü Tanrı adalet dışında sevgi ile hareket edemez. Tanrı sevginin hatırına adaleti gözden çıkaramaz. Öyleyse bu nitelikler nasıl bir arada bulunabilir? Diğer bir ifadeyle, kutsal, doğru, adil ve sevgi dolu olan bir Tanrı insanların günahını bağışlayıp aynı zamanda nasıl kutsal, doğru, adil ve sevgi dolu bir Tanrı olarak kalabilir? Bu sorunun yanıtı için okumaya devam edin.]

Kutsal Kitap Tanrı’nın sevgisinin insanları günahlarından kurtarmak için kendisini motive ettiğini bize anlatır.

Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü. (Romalılar 5:8)

Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu…  (Efesliler 2:4-5)

Tanrı biricik Oğlu aracılığıyla yaşayalım diye O’nu dünyaya gönderdi, böylece bizi sevdiğini gösterdi. (1.Yuhanna 4:9)

Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur. (1.Yuhanna 4:10)

Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. (Yuhanna 3:16)

Önceki ayetlerin tümü Tanrı’nın bize olan sevgisinden bahsetmektedir ve bunu sonsuz yaşama kavuşalım diye İsa’yı günahlarımız için kurbanlık kuzu olarak göndermesiyle bağlantılandırmaktadır.

Elçi Pavlus Efes’te yaşayan İsa inanlılarına Tanrı’nın onları günahlarından kurtarmak adına ne yaptığını hatırlatmak için mektuplar yazmıştır. Pavlus’un Tanrı’nın kendi isteği uyarınca dünyanın kuruluşundan önce İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olsunlar diye onları önceden belirlediği sözüne vurgu yaptığına dikkat edin. Bu tekrarlanan “dünyanın kuruluşundan önce” sözünün yaşam kitabından bahsederken kullanıldığına dikkatinizi çekmek isterim.

Bizi Mesih’te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih’in Babası Tanrı’ya övgüler olsun. O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. Öyle ki, sevgili Oğlu’nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün. (Efesliler 1:3-6)

Bu oldukça derindir. Bu ayetler Tanrının sevgiyle hareket ettiğini, seçilmiş kişilerin Tanrı’nın huzurunda kutsal ve lekesiz olması gerektiğini ve dünyanın kuruluşundan önce Tanrı’nın bu kişileri belirlediğini bize açıklamaktadır. Bu durum “İsa Mesih aracılığıyla” gerçekleşmiştir. Tanrı’nın dışında gerçek sevgiyi bilemezsiniz ve Tanrı’yı oğlu İsa olmadan tanıyamazsınız.

İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi. “Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez. Beni tanısaydınız, Babam’ı da tanırdınız. Artık O’nu tanıyorsunuz, O’nu gördünüz.” (Yuhanna 14:6-7)

Bir sonraki bölümde, Tanrı’nın İsa Mesih’in ölümü, gömülmesi ve ölümden dirilmesi aracılığıyla halkını günahlarından kurtarma planını ortaya çıkarmak için Kutsal Yazıları araştıracağız. O güzel bir hikaye olmakla kalmayıp aynı zamanda şimdiye kadar anlatılmış en mükemmel olaydır.

Tanrı’nın Sonsuz Çözümü – İsa

Tanrı’nın Oğlu

Kutsal Kitap’ın İsa hakkında ne anlattığını ve İsa’nın neden doğduğunu bilmek, onun neden ölmesi gerektiğini anlamak açısından çok önemlidir. Onun yaptığını hiç kimse yapamazdı; birazdan ayrıntılarıyla göreceğiniz üzere o eşsiz bir şekilde bu görev için biçilmiş kaftandı. Öyleyse, İsa kimdir ve başka hiç kimsenin yapamadığı neyi başarmıştır?

Elçi Yuhanna, İsa’yı Söz ve ışık olarak atfetmektedir. Bu açıklamanın ve aşağıdaki tüm pasajın önemi, bize İsa’nın sonsuz (Tanrı) ve aynı zamanda insan olduğunu (o insan olarak insan ırkında doğdu) anlatmasından kaynaklanmaktadır.

Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı. Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.

Tanrı’nın gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı. Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi. Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi. Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı. O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi. Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular.

Söz, insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük. Yahya O’na tanıklık etti. Yüksek sesle şöyle dedi: “ ‘Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ diye sözünü ettiğim kişi budur.”

Nitekim hepimiz O’nun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık. Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih* aracılığıyla geldi. Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı. (Yuhanna 1:1-18)

İnsanoğlu/Kurtarıcı

Kutsal Kitap İsa’nın doğumunu (sonsuz Söz ve ışık) birçok yerde belirtmektedir. İsa’nın neden doğduğu ve halkını günahlarından kurtarmak için neden eşsiz şekilde yetkili olduğunu anlama açısından her bir ayrıntı büyük önem taşımaktadır. Elçi Matta tarafından yazılmış anlatıma göz atalım.

İsa Mesih’in doğumu şöyle oldu: Annesi Meryem, Yusuf’la nişanlıydı. Ama birlikte olmalarından önce Meryem’in Kutsal Ruh’tan gebe olduğu anlaşıldı. Nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan sessizce ayrılmak niyetindeydi. Ama böyle düşünmesi üzerine Rab’bin bir meleği rüyada ona görünerek şöyle dedi: “Davut oğlu Yusuf, Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan, Kutsal Ruh’tandır. Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.

Bütün bunlar, Rab’bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: “İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.” İmmanuel, Tanrı bizimle demektir.

Yusuf uyanınca Rab’bin meleğinin buyruğuna uydu ve Meryem’i eş olarak yanına aldı. Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf ona dokunmadı. Doğan çocuğun adını İsa koydu. (Matta 1:18-25)

(Kalın harf vurgusu eklenmiştir)

İsa’nın yakın bir öğrencisi olan Matta yukarıdaki sözleri yazmıştır, o adları yaşam kitabında yazılı olanları, “halkını günahlarından kurtarmak için” cennetten gönderilen Mesih’in doğumunu dünyaya duyurmuştur. İsa doğmadan önce Tanrı onun neden doğması gerektiğini bize açıklamıştır. Bu ne kadar heyecan verici bir zamandır. İsa’nın dünyaya gelişi insanoğlunun görüp görebileceği Tanrı’nın en büyük aydınlatmasının başlangıcıydı.

[NOT: Kutsal Kitap, Meryem’in bir oğlan çocuğu; İsa’yı dünyaya getirmek için Tanrı’yla cinsel bir ilişkiye girdiği öğretisini sunmamaktadır. Bu iddia Hristiyanlar için rencide edicidir. Tanrı’nın Kutsal Ruhu Meryem’in doğaüstü bir şekilde hamile kalmasına ve önceden var olan Sözün (Tanrı’nın Oğlu) insan ırkında doğmasına neden oldu. Bu sebepten dolayı Kutsal Yazılar şöyle der: “…O’nun adını İmanuel koyacaklar” (İmanuel, `Tanrı bizimle’ demektir).]

Yukarıdaki pasajdan ne öğrenebiliriz? Bu birkaç paragrafta birçok gerçek bulunmaktayken, aşağıdaki dört gerçek tartıştığımız konuyla ilgilidir.

1.     İsa bakire bir kızdan, cinsel birleşme olmadan Kutsal Ruh tarafından döllendirilerek doğdu. Bu eşi benzeri bulunmayan bir olaydı. İsa dışında başka hiç kimse dünyasal bir babası olmadan dünyaya gelmemişti. Bakireden doğum, İsa’nın dünyasal bir babasının olmayıp sadece Göksel Babasının olması nedeniyle O’nun tanrısallığına işaret etmektedir. Eğer İsa insan ırkından olan bir babadan doğsaydı, diğer insanlar gibi Adem’in günahlı doğasını miras alacaktı. Babası Tanrı olduğu için günahlı bir doğaya sahip değildi ve Tanrı’nın kendisini görevlendirdiği hizmeti yerine getirmek için emsalsiz bir şekilde yetkiliydi.

2.      İsa’nın doğumu peygamberliğin doğrudan gerçekleşmesiydi. Peygamber Yeşaya, İsa’nın doğumundan yedi yüzyıl önce onun doğumunu haber vermişti (Yeşaya 7:14). Eski Antlaşma’da İsa tarafından yerine getirilen 300’den fazla öngörü bulunmaktadır.

3.      İmanuel adı İsa’ya Yeşaya peygamber aracılığıyla Tanrı tarafından verilmiştir. Bu isim “Tanrı bizimledir” anlamına gelir ve İsa’nın tanrısallığının diğer bir referansıdır.

4.     Rab’bin bir meleği ona İsa denmesini söyledi çünkü o halkını günahlarından kurtaracaktı.

Tanrı’nın oğlunun bu dünyaya insan olarak gelmesinin amacı halkını günahlarından kurtarmaktı.

Tanrı İsa’yı Dinlememizi Buyurur

Luka, diğer bir havari aşağıdaki olayı İncil bölümünde açıklamaktadır. İsa, Petrus, Yuhanna ve Yakup’la birlikte dua etmek için dağa çıktı. İsa’nın yanındaki bu üç adam uykuya daldı, fakat uyandıklarında İsa’yı Musa ve İlyas’la konuşurken buldular (Musa ve İlyas bu olaydan uzun yıllar önce ölmüştü ancak mucizevi bir şekilde orada bulunuyorlardı). Musa ve İlyas oradan ayrıldı ve orada kalan kişilerin korkutan bir bulut göründü. Ardından Tanrı onlarla bulutun arkasından konuştu.

Buluttan gelen bir ses, “Bu benim Oğlum’dur, seçilmiş Olan’dır. O’nu dinleyin!” dedi. (Luka 9:35)

Anlaşıldığı şekilde, Tanrı’yla bu karşılaşma havariler için oldukça şaşırtıcıydı ve Kutsal Kitap onların belli bir zamana kadar gördüklerini kimseye anlatmadıklarını belirtmektedir. Ancak İsa’nın Tanrı Oğlu olduğu onlar için netti ve İsa’yı dinliyorlardı.

İsa Görevi hakkında Konuşuyor

Tanrı havarilere ve bize İsa’yı dinlememizi söylediği için İsa’nın sözlerini dinlemekle yükümlüyüz. İsa sıklıkla cennetten çıkıp gelmesinin ve bir insan olmasının nedenleri hakkında konuşmakta ve böylece amacı konusunda şüphe duymamıza imkan tanımamaktadır. Aşağıda listelenenler kim olduğu ve neden dünyaya geldiği konusunda İsa’nın yaptığı bildiriden sadece birkaçıdır. Elbette, Kutsal Kitap İsa’nın sözleriyle doludur ancak şu anki konumuz için aşağıdaki örneklere göz atacağız.

[Not: İsa başka adlardan daha fazla olarak kendisinden “Insanoğlu” diye bahsetmektedir.]

İsa sonsuz yaşam sunmak için geldi:

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik Oğlu’nun adına iman etmemiştir. (Yuhanna 3:16-18)

İsa insanları günahlarından kurtarmak ve onları karanlıktan aydınlığa çıkarmak için geldi:

İsa yüksek sesle, “Bana iman eden bana değil, beni gönderene iman etmiş olur” dedi. “Beni gören beni göndereni de görür. Bana iman eden hiç kimse karanlıkta kalmasın diye, dünyaya ışık olarak geldim. Sözlerimi işitip de onlara uymayanı ben yargılamam. Çünkü ben dünyayı yargılamaya değil, dünyayı kurtarmaya geldim. Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. O kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür. Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Baba’nın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu. O’nun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için ne söylüyorsam, Baba’nın bana söylediği gibi söylüyorum.” (Yuhanna 12:44-50)

İsa hizmet etmek ve birçoklarının uğruna canını feda etmek için geldi:

…İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi. (Matta 20:28)

İsa insanların Baba Tanrı’yı tanıması ve O’na tapınması için yol göstermeye geldi:

İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi. “Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.” (Yuhanna 14:6)

Ama içtenlikle tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. İşte, o saat şimdidir. Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor. Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar. (Yuhanna 4:23-24)

İsa gerçeğe tanıklık etmek için geldi; onu işiten herkes gerçekten yanadır:

… Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir. (Yuhanna 18:37)

(Kalın harf vurgusu eklenmiştir)

Baba kendisine ruhta ve gerçekte tapınan gerçek tapınmacılar aramaktadır. İsa gerçeğe tanıklık ettiğini söyledi. Aslına bakılırsa, İsa kendisini “yol, gerçek ve yaşam” olarak tanımladı. Adları yaşam kitabında yazılı olanlar, seçilen kişiler, “gerçekten yana olanlar” ve İsa’nın sözlerini işitenlerdir, Baba da onları günahlarından kurtarır. Diğer bir ifadeyle, dünyanın kuruluşundan önce seçilenlerden, gerçek tapınan kişiler ortaya çıkarmıştır.

İsa’yı işitenler “gerçekten yana olanlardır”. İşitmeyenler ise gerçekten yana olmayanlardır.

İsa aşağıdaki örnekte gerçekten yana olmayan bir grup dini lider ile yüzleşir.

İsa, “Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz” dedi. “Çünkü ben Tanrı’dan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi.  Söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan. Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır.

Ama ben gerçeği söylüyorum. İşte bunun için bana iman etmiyorsunuz. Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir? Gerçeği söylüyorsam, niçin bana iman etmiyorsunuz?

Tanrı’dan olan, Tanrı’nın sözlerini dinler. İşte siz Tanrı’dan olmadığınız için dinlemiyorsunuz.” (Yuhanna 8:42-47)

Bunlar çok önemli sözlerdir. İsa bu adamlara babaları İblis olduğu için kendisine iman ettiklerini anlatmaktadır. Anlamamalarının nedeni onların gerçekten yana olmamalarıdır. Onlar Tanrı’dan değillerdir. Peki, siz onu dinliyor musunuz?

İsa Kendisinin Mesih olduğunu Bildirir

İsa hizmeti boyunca kim olduğunu net bir şekilde açıkladı. Bir grup dini lider kendisinin Tanrı ve Mesih olduğunu söyleyen açıklamalarından dolayı İsa’yı öldürmek istiyordu. Onu Tanrı’ya küfürle suçladılar.

O sırada Yeruşalim’de Tapınağın Açılışını Anma Bayramı kutlanıyordu. Mevsim kıştı. İsa tapınağın avlusunda, Süleyman’ın Eyvanı’nda yürüyordu. Yahudi yetkililer Onun çevresini sararak, “Bizi daha ne kadar zaman kuşkuda bırakacaksın?” dediler. “Eğer Mesih isen, bize açıkça söyle.”

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Size söyledim, ama iman etmiyorsunuz. Babam’ın adıyla yaptığım işler bana tanıklık ediyor. Ama siz iman etmiyorsunuz. Çünkü benim koyunlarımdan değilsiniz. Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Baba’nın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez. Ben ve Baba biriz.”

Yahudi yetkililer O’nu taşlamak için yerden yine taş aldılar. İsa onlara, “Size Baba’dan kaynaklanan birçok iyi işler gösterdim” dedi. “Bu işlerden hangisi için beni taşlıyorsunuz?”  Şöyle yanıt verdiler: “Seni iyi işlerden ötürü değil, küfrettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.”

İsa şu karşılığı verdi: “Yasanızda, ‘Siz ilahlarsınız, dedim’ diye yazılı değil mi? Tanrı, kendilerine sözünü gönderdiği kimseleri ilahlar diye adlandırır. Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez. Baba beni kendine ayırıp dünyaya gönderdi. Öyleyse ‘Tanrı’nın Oğlu’yum’ dediğim için bana nasıl ‘Küfrediyorsun’ dersiniz? Eğer Babam’ın işlerini yapmıyorsam, bana iman etmeyin. Ama yapıyorsam, bana iman etmeseniz bile, yaptığım işlere iman edin. Öyle ki, Baba’nın bende, benim de Baba’da olduğumu bilesiniz ve anlayasınız.” (Yuhanna 10:22-38)

İsa’nın kendisinin hem Tanrı hem de Mesih olduğunu iddia ettiği açıktır.

Birçok dini lider İsa’nın Tanrı’dan gelen Mesih (Kurtarıcı) olduğunu kabul etmeye istekli değildi. “Ben ve Baba biriz” dediğinde, İsa’nın sözleriyle ilgili içlerinde şüphe yoktu, sadece inanmamayı tercih ettiler ve onu taşlayarak öldürmek için yerden taş aldılar.

İsa bunun üzerine kendisinin yaptığı işlere bakmalarını, çünkü bu işlerin onun Tanrı’dan geldiğinin kanıtı olduğunu söyledi. Yine de ona inanmadılar. İsa onların kendi “koyunlarından biri olmadıkları” için kendisine inanmadıklarını açıkladı. Burada İsa’nın gerçekten yanında yürüyenleri, yaşam kitabında adı yazılı olanları tanımlamak için koyunlar metaforunu (benzetmesini) kullandı. İsa’nın koyunları onun sesini işitir ve onu izler. İsa onlara sonsuz yaşam verir ve böylece asla mahvolmazlar. İsa, Babanın onları kendisine verdiğini ve Onları Baba’nın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmeyeceğini açıklamaya devam eder.

İsa’nın kendi sözlerinde, onun ışık olmak, gerçeğe tanıklık etmek, günahkarları kurtarmak, kayıpları arayıp kurtuluş sağlamak ve birçokları uğruna kendi hayatını fidye olarak sunmak için Babası tarafından dünyaya gönderildiği  anlatılmaktadır. O, kayıp koyunlarını aramak (seçilmişleri) ve onlara sonsuz yaşam sunmak

âhil Babanın ondan gerçekleştirmesini istediği işleri yerine getirmek için bu dünyaya gönderildi. İsa bütün bunları cennetteki babasının yetkisiyle gerçekleştirdi.

İsa, kayıp koyunlarını kurtarma amacını nasıl başarıyla gerçekleştirdi?

İsa, Tanrı’nın Kurbanlık Kuzusu

Daha önce Vaftizci Yahya’nın İsa’nın yolunu hazırlamak için Tanrı tarafından gönderildiğini okumuştuk. Bir gün Yahya kalabalıkla konuşurken, İsa’nın geldiğini gördü ve yüksek sesle haykırdı:

Oradan geçen İsa’ya bakarak, “İşte Tanrı Kuzusu!” dedi. (Yuhanna 1:36)

Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! (Yuhanna 1:29)

Yahya, dünyaya İsa’yı tanıtırken iki defa İsayı Tanrı Kuzusu olarak ilan etti. İkinci durumda, Yahya onu “dünyanın günahını ortadan kaldıran” sözüyle birlikte söyledi. Basit bir açıklamayla, Yahya İsa’nın kim olduğuna, ne yapacağına ve bunu nasıl yapacağına dair yanıt verdi.

İsa, Mesih’tir (Kurtarıcı), o dünyanın günahını ortadan kaldıracaktır ve bunu kendisini Tanrı Kuzusu olarak feda ederek gerçekleştirecektir. Tanrı Kuzusu unvanı, çarmıhta ölümü aracılığıyla gerçekleştireceği kefaret görevine doğrudan bir referanstır. Yeryüzündeki hizmetinin en başından beri İsa, kendisini kurbanlık kuzu olarak sunarak ve seçilmiş halkının yerine ölerek halkını günahlardan kurtarma misyonu hakkında hiçbir zaman şüpheye yer bırakmadı. İsa ölüm cezasını onların yerine ödedi.

Bu durumun dünyanın günahı üzerinde etkisi olacağını söyleyerek, Yahya İsa’nın görevinin kapsamını bildirmektedir. Tanrı’nın bağışlayıcılığı herkes, Yahudi olan, olmayan herkes için genişletilecekti. İsa’nın yerine getirmek üzere üstlendiği işin etki alanı tüm dünyada hissedilecekti.

Kutsal Yazılar İsa’nın, Tanrı Kuzusunun insanların yerine öldüğünü ve gömüldükten sonra, günah ve ölüm üzerinde zafer kazanıldığını ilan ederek ve Tanrı’nın seçilmişlerinin İsa aracılığıyla doğru kılındığını bildirerek Tanrı’nın onu ölümden dirilttiği konusunda netlik sağlamaktadır.

İsa’nın ölümü ve dirilişinden yıllar sonra Pavlus günümüzün Türkiyesinde bulunan antik bir kent olan Kolose’deki kiliseye mektup yazdı ve onlara İsa’nın kim olduğunu, çarmıhta öldüğünde onlar için ne yaptığını açıkladı.

Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin. Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor. Siz de her yönetim ve hükümranlığın başı olan Mesih’te doluluğa kavuştunuz.

Ayrıca Mesih’in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde bedenin benliğinden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O’nda sünnet edildiniz. Vaftizde O’nunla birlikte gömüldünüz, O’nu ölümden dirilten Tanrı’nın gücüne iman ederek O’nunla birlikte dirildiniz. Sizler suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı. Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı. Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi. (Koloseliler 2:8-15)

Bir önceki pasaj, “Mesih’te doluluğa kavuştunuz” sözlerinden bahsederek İsa’nın Tanrı olduğunu bize açıklamaktadır. Onun tanrısal doğası bizim yerimize günah cezasını ödemesi için onu yeterli kıldı. O kusursuzdu ve günahsızdı. O Tanrı ve insandır; O Tanrı kuzusudur.

Çarmıha gerilmesinin ardından İsa gömüldü ve üç gün sonra Tanrı tarafından ölümden diriltildi. Kutsal Kitap ruhsal olarak ölü olduğumuzu bildirir fakat Tanrı, İsa’nın ölümden dirilişini paylaşarak iman yoluyla bizi ruhsal ölümden yükseltmiştir.

Tanrı bizi diri kılar, tüm günahlarımızı bağışlar ve yasal talepleriyle birlikte bize karşı duran günah kaydımızı çarmıhta çivileyerek iptal eder.

Şimdi, kardeşler, size bildirdiğim, sizin de kabul edip bağlı kaldığınız Müjde’yi anımsatmak istiyorum. Size müjdelediğim söze sımsıkı sarılırsanız, onun aracılığıyla kurtulursunuz. Yoksa boşuna iman etmiş olursunuz.

Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi. Kefas’a, sonra Onikiler’e göründü. Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hâlâ yaşıyor, bazılarıysa öldüler. Bundan sonra Yakup’a, sonra bütün elçilere, son olarak zamansız doğmuş bir çocuğa benzeyen bana da göründü. Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim. Ama şimdi neysem, Tanrı’nın lütfuyla öyleyim. O’nun bana olan lütfu boşa gitmedi. Elçilerin hepsinden çok emek verdim. Aslında ben değil, Tanrı’nın bende olan lütfu emek verdi. İşte, gerek benim yaydığım, gerek öbür elçilerin yaydığı ve sizin de iman ettiğiniz bildiri budur. (1.Korintliler 15:1-11)

“Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim’den başlayarak bütün uluslara O’nun adıyla duyurulacak. Sizler bu olayların tanıklarısınız. (Luka 24:46-48)

Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlu’nu gönderdi. Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. (Galatyalılar 4:4-5)

Evet, biz daha çaresizken Mesih belirlenen zamanda tanrısızlar için öldü. Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi göze alabilir. Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü. Böylece şimdi O’nun kanıyla aklandığımıza göre, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir. Çünkü biz Tanrı’nın düşmanlarıyken Oğlu’nun ölümü sayesinde O’nunla barıştıksa, barışmış olarak Oğlu’nun yaşamıyla kurtulacağımız çok daha kesindir. Yalnız bu kadar da değil, bizi şimdi Tanrı’yla barıştırmış olan Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla, Tanrı’nın kendisiyle de övünüyoruz. (Romalılar 5:6-11)

Çünkü Fısıh* kuzumuz Mesih kurban edildi. (1.Korintliler 5:7b)

Çünkü Tanrı bütün doluluğunun O’nda bulunmasını uygun gördü. Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.  Yaptığınız kötülükler yüzünden bir zamanlar düşüncelerinizde Tanrı’ya yabancı ve düşmandınız. Şimdiyse Mesih sizi Tanrı’nın önüne kutsal, lekesiz ve kusursuz olarak çıkarmak için öz bedeninin ölümü sayesinde sizi Tanrı’yla barıştırdı. Yeter ki, duyduğunuz Müjde’nin verdiği umuttan kopmadan, imanda temellenip yerleşmiş olarak kalın. Ben Pavlus, göğün altındaki bütün yaratılışa duyurulan bu Müjde’nin hizmetkârı oldum. (Koloseliler 1:19-23)

İnsanlarca ya da insan aracılığıyla değil, İsa Mesih ve O’nu ölümden dirilten Baba Tanrı aracılığıyla elçi atanan ben Pavlus’tan ve benimle birlikte olan bütün kardeşlerden Galatya’daki kiliselere* selam! Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten sizlere lütuf ve esenlik olsun. Mesih, Babamız Tanrı’nın isteğine uyarak bizi şimdiki kötü çağdan kurtarmak için günahlarımıza karşılık kendini feda etti. Tanrı’ya sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin. (Galatyalılar 1:1-5)

Ey akılsız Galatyalılar! Sizi kim büyüledi? İsa Mesih çarmıha gerilmiş olarak gözlerinizin önünde tasvir edilmedi mi? Sizden yalnız şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruh’u, Yasa’nın gereklerini yaparak mı, yoksa duyduklarınıza iman ederek mi aldınız? Bu kadar akılsız mısınız? Ruh’la başladıktan sonra şimdi insan çabasıyla mı bitirmeye çalışıyorsunuz? Boş yere mi bu kadar acı çektiniz? Gerçekten boşuna mıydı? Size Kutsal Ruh’u veren ve aranızda mucizeler yaratan Tanrı, bunu Yasa’nın gereklerini yaptığınız için mi, yoksa duyduklarınıza iman ettiğiniz için mi yapıyor?

Örneğin, “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.” Öyleyse şunu bilin ki, İbrahim’in gerçek oğulları iman edenlerdir. Kutsal Yazı, Tanrı’nın öteki ulusları imanlarına göre aklayacağını önceden görerek İbrahim’e, “Bütün uluslar senin aracılığınla kutsanacak” müjdesini önceden verdi. Böylece iman edenler, iman etmiş olan İbrahim’le birlikte kutsanırlar.

Yasa’nın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Yasa Kitabı’nda yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir.” Tanrı katında hiç kimsenin Yasa’yla aklanmadığı açıktır. Çünkü “İmanla aklanan yaşayacaktır.” Yasa imana dayalı değildir. Tersine, “Yasa’nın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.” İbrahim’e sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla uluslara sağlansın ve bizler vaat edilen Ruh’u imanla alalım diye, Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı. Çünkü, “Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir” diye yazılmıştır. (Galatyalılar 3:1-14)

Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. (Romalılar 8:34)

Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür. (1.Korintliler 1:18)

İsa Ölmek Zorunda mıydı?

Üç yıl boyunca, İsa kalabalıklara Tanrı hakkında öğretilerde bulundu. O hastaları iyileştirdi, ölüleri diriiltti, körlerin gözünü açtı, topalları yürüttü ve daha birçok mucizeler gerçekleştirdi.

İsa’nın yaptığı daha başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı. (Yuhanna 21:25)

Halka üç yıl boyunca vaaz vermesinin ardından, İsa’nın ölüm zamanı yaklaşmıştı. İsa öğrencileriyle birlikte dua etmek için Zeytin Dağında, Kudüs’un dışında yer alan Getsemani denilen yere çekildi. Bunlar, onu öldürecek olan kişilerin ellerine teslim edilmesi ve ihanete uğramasından önce İsa’nın kaydedilmemiş son sözleridir. Sözlerini dikkatlice okuyun.

Petrus ile Zebedi’nin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye, ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı. Onlara, “Ölesiye kederliyim” dedi. “Burada kalın, benimle birlikte uyanık durun.” Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. “Baba” dedi, “Mümkünse bu kâse* benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.”  Öğrencilerin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrus’a, “Demek ki benimle birlikte bir saat uyanık kalamadınız!” dedi. “Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden güçsüzdür.”

İsa ikinci kez uzaklaşıp dua etti. “Baba” dedi, “Eğer ben içmeden bu kâsenin uzaklaştırılması mümkün değilse, senin istediğin olsun.”  Geri geldiğinde öğrencilerini yine uyumuş buldu. Onların göz kapaklarına ağırlık çökmüştü. Onları bırakıp tekrar uzaklaştı, yine aynı sözlerle üçüncü kez dua etti.  Sonra öğrencilerin yanına dönerek, “Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz?” dedi. “İşte saat yaklaştı, İnsanoğlu* günahkârların eline veriliyor. Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!” (Matta 26:37-46)

İsa yakın bir arkadaşı tarafından ihanete uğrayacak ve onu öldürecek olan adamların eline teslim edilecekti. Sıkıntı içindeydi, “ölesiye kederliydi”. Gerçekleşmek üzere olan dehşeti biliyordu ve göklerdeki Babaya oldukça duygulu bir şekilde dua etti. Ölümünden “bu kase” olarak bahsederek, Babasına bu kasenin kendisinden uzaklaştırılmasının mümkün olup olmadığını üç defa sordu. “Baba, eğer mümkünse” dedi, “bu kaseyi benden uzaklaştır”.

İsa başına gelecekleri biliyordu ve Babasına bunu önlemenin bir yolu var mı diye soruyordu. Kutsal Yazılar Babanın sözlerine yer vermezken bizler İsa’nın tepkisinden yanıtın ne olduğunu bilmekteyiz; onun ölmesi gerekiyordu. İsa “…benim değil, senin istediğin olsun” dedi. Baba’ya kusursuz bir sadakatla bağlı olarak İsa dünyanın kuruluşundan önce gerçekleşen plana uygun olarak halkının günahları yüzünden çarmıhta ölüme gitti.

Bazı kişiler Tanrı’nın başka yollara başvurarak halkının günahlarını bağışlamak adına plan yapabileceği konusunda tartışabilir, ancak İsa’nın duası bu olasılığı ortadan kaldırmıştır. İsa bir soru sordu ve Tanrı ona yanıt verdi. Bunun başka bir yolu yoktu.

Kutsal Kitap boyunca Tanrı fidye ile kurtuluş hikayesini bize sunmaktadır. Tanrı’ya karşı günah işlediğimizde, o yargı ve gazap getirmekten başka bize hiçbir şey için borçlu değildir. Ancak, dünyanın kuruluşundan önce seçtiklerinin yerine cezayı ödemeyi tercih ederek aynı zamanda kendisinin sevgi, merhamet, lütuf ve umut olduğunu bize göstermektedir. Onlar Tanrı’nın sonsuz ailesine kabul edilirler ve Tanrı’nın çocukları olurlar. İşte bu nedenden dolayı İsa’nın ölmesi gerekiyordu. Çünkü Tanrı bizi seviyor, bu sevgi de bizi kurtarması için ona büyük bir görkem getiriyordu.

Özet

Herkes günah işler ve Tanrı’nın doğruluğu ve adaletine göre hepimiz ölümü ve cehennemde sonsuz ceza çekmeyi hak ederiz. Ölümden sonra, Tanrı yasanın boyunduruğu altında yaşayanları yargılayacaktır ve onları suçlu bulacaktır.

Ancak, Tanrı’nın sevgisi insanları kurtarmaya kendisini mecbur bırakmaktadır, bu yüzden O, Tanrı Kuzusu, İsa’yı insanların günahları için canını feda etsin diye gönderdi. İsa cezayı ödedi ve insanların yerine ölüme gitti. Lütuf aracılığıyla, Tanrı bu insanları artık günahkârlar olarak değil, yasaya uygun şekilde kusursuzca yaşayan insanlar olarak görmektedir. İsa’nın kendileri için çarmıhta gerçekleştirdiği işi kabul edip inandıklarında İsa’nın doğruluğu onlara verilmektedir. Onlar yasaya göre yargılanmayacaktır, çünkü Tanrı’nın onları günahlarından kurtardığına iman ederek yaşamaktadırlar. Kutsal yazılar onların Tanrı’nın gözünde aklandığını söylemektedir. Burada Kutsal Kitap’ın sözlerine kulak verelim:

Kutsal Yasa’da söylenenlerin her ağız kapansın, bütün dünya Tanrı’ya hesap versin diye Yasa’nın yönetimi altındakilere söylendiğini biliyoruz. Bu nedenle Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır.

Ama şimdi Yasa’dan bağımsız olarak Tanrı’nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor. Tanrı insanları İsa Mesih’e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih’i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsa’ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı. (Romalılar 3:19-26)

İman yoluyla İsa’da yaşayanlar için artık mahkûmiyet yoktur. İsa yasanın her yönünü yerine getirdi ve ona iman edenlere kendi doğruluğunu yükledi.

Böylece Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur. Çünkü yaşam veren Ruh’un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı. İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasa’nın yapamadığını Tanrı yaptı. Öz Oğlu’nu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu* olarak gönderip günahı insan benliğinde yargıladı. Öyle ki, Yasa’nın gereği, benliğe göre değil, Ruh’a göre yaşayan bizlerde yerine gelsin. (Romalılar 8:1-4)

Adınız yaşam kitabında yazılı mı?

Yazılı olmasını ister misiniz? Kutsal Yazılar Tanrı’yı arayan kimsenin olmadığını bize açıklar. Bizler ruhsal olarak ölüyüz ve ruhsal anlamda hiçbir şey yapamayız. Diğer taraftan, kurtuluş Tanrı’nın işidir. Tanrı kendisine “ruhta ve gerçekte tapınan” erkek ve kadınlar aramaktadır. Tanrı sizi ruhsal olarak diri kılacaktır fakat kendi koşullarınıza değil, O’nun koşullarına göre Tanrı’ya gelmelisiniz. Peki, koşulları nelerdir? Tanrı olan Baba’ya ve oğlu İsa’ya iman etmek.

Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi. Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular. (Yuhanna 1:12)

İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. Çünkü biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık. (Efesliler 2:8-10)

Onlar, “Rab İsa’ya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz” dediler. (Elçilerin İşleri 16:31)

Ne deniyor? “Tanrı sözü sana yakındır, Ağzında ve yüreğindedir.” İşte duyurduğumuz iman sözü budur. İsa’nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın. Çünkü insan yürekten iman ederek aklanır, imanını ağzıyla açıklayarak kurtulur. (Romalılar 10:8-10)

Sizler bir zamanlar içinde yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü ölüydünüz. Bu dünyanın gidişine ve havadaki hükümranlığın egemenine, yani söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruha uymaktaydınız. Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık. Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. O’nun lütfuyla kurtuldunuz. Tanrı bizi Mesih İsa’da, Mesih’le birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu. Bunu, Mesih İsa’da bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini gelecek çağlarda sergilemek için yaptı. (Efesliler 2:1-7)

 

İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğuna ve günahlarımız yüzünden cennetten gönderildiğine iman ederseniz, bu durum “gerçekten yana olduğunuzun” ve adınızın yaşam kitabında yazdığının iyi bir göstergesidir.

Tanrı, İsa aracılığıyla kendisine gelen hiç kimseyi asla geri çevirmemiştir.

Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik Oğlunun adına iman etmemiştir. (Yuhanna 3:16-18)

Tanrı sonsuz yaşama kavuşmak için oğluna iman etmemiz gerektiğini söyler. Öyleyse, “Oğluna iman etmek” ne anlama gelmektedir? Bu tür bir inanç İsa’yı Mesih olarak kabul ettiğimiz ve onun günahlarımız yüzünden öldüğüne iman yoluyla güvendiğimiz anlamına gelmektedir. Yaşamımızı ona adarız ve bizden yapmamızı istediği her şeyi yerine getiririz.

Yaşam kitabında adınızın yazılı olduğundan emin olmak istiyorsanız, İsa’yı iman yoluyla Rabbiniz ve Kurtarıcınız olarak kabul etmelisiniz. Tanrı size sonsuz yaşam vereceğini ve kendi krallığına sizi oğullar (çocuklar) olarak alacağını söylemektedir. İsa bu yüzden dünyaya geldi. İşte bu nedenden dolayı İsa’nın ölmesi gerekti.


[1] R. C. Sproul. The Holiness of God (Wheaton, Illinois: Tyndale House Publishers, Inc., 1985), s. 40.